Bir kentin hafızası sadece meydanlarda, saat kulelerinde, statlarda yaşamaz. Bazen bir çocukluk fotoğrafının arka planında, bazen okul gezisinde heyecanla beklenen bir kapının önünde yaşar.
Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi ve Botanik Parkı tam da böyle bir yerdi. Darıca’nın, hatta Kocaeli’nin hafızasında yer etmiş bir simgeydi. Okul gezilerinin heyecanı, aile hafta sonlarının adresi, çocukların ilk kez bir aslanı ya da zürafayı gördüğü yerdi. Bir kentin çocukluk albümünde mutlaka bir fotoğrafı vardı.
200’ün üzerinde hayvan türü ve 3 binden fazla hayvanın yaşadığı, 300 ila 500 arasında değişen bitki türüne de ev sahipliği yaparak 33 yıl boyunca hizmet veren hayvanat bahçesi; Avrupa standartlarında ruhsata sahip olması ve Avrupa Hayvanat Bahçeleri ve Akvaryumlar Birliği’ne üyeliğiyle öne çıkıyordu. Marka gücü ve hayvan çeşitliliği açısından Türkiye’nin sayılı merkezleri arasında yer alan tesis, özellikle nesli tükenme tehlikesi altındaki türlerin korunması ve yaşatılması konusunda aktif rol üstlenirken, aynı zamanda doğa bilinci ve çevre farkındalığı oluşturan önemli bir eğitim merkeziydi.
Çocuk edebiyatının klasik isimlerinden Johanna Spyri, doğa ve hayvan sevgisini çocukların ruh gelişiminin ayrılmaz bir parçası olarak anlatır. Ona göre çocuk, doğayla temas ettikçe empati kurmayı, sorumluluk almayı ve yaşamı korumayı öğrenir. Bu bakış açısı söz konusu yerin yalnızca sıradan bir ticari işletme olmadığı daha net gösterir.
Tam da bu nedenle mesele yalnızca bir işletmenin kapanması değil, bir kentin ortak hafızasının nasıl korunacağıdır. Böyle bir değerin kapanma süreci kamuoyuna yeterince açık anlatıldı mı? Yerel yönetimler, sivil toplum ve iş dünyası aynı masada buluşup alternatif bir model aradı mı? Sanayisiyle ve güçlü markalarıyla övünen bu şehirde kamu-özel iş birliği ya da belediye devri gibi seçenekler değerlendirilerek hem hukuki zemini sağlam hem de kentin belleğini koruyan bir çözüm üretilemez miydi?
Elbette bir hayvanat bahçesi kamu yönetimine devredilebilir; ancak bu tür süreçler açık, şeffaf ve yasal çerçeveler içinde yürütülmelidir. Nitekim Atatürk Orman Çiftliği bünyesindeki hayvanat bahçesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne 29 yıllığına intifa hakkı kapsamında devredilmişti. Benzer bir model Darıca’daki alan için de gündeme gelemez miydi?
Peki şimdi orası ne olacak? Alanın botanik park ağırlıklı bir konsepte dönüştürülmesi, eğitim temalı bir doğa merkezi yapılması ya da özel sektörün yeni bir modelle devam etmesi gibi senaryolar konuşuluyor. Ancak kesin olan şu ki, burası sıradan bir arsa değil, toplumsal hafızası olan bir mekan.
Belediyeler hukuken bu tesisin sahibi olmayabilir; ancak kent hafızasının sorumluluğu yalnızca tapu kaydıyla ölçülmez. Darıca’nın ve Kocaeli’nin değerine katkı sunmuş böylesi bir alan kapanma noktasına geldiğinde daha güçlü bir irade beklenirdi. Çünkü burası yalnızca bir işletme değil; çocuklara doğa bilinci kazandıran, turizme katkı sağlayan ve kentin kimliğinde yer etmiş bir simgeydi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda mesele sadece bir hayvanat bahçesinin kapanması değil. Mesele, bir kentin sembolünün sessizce sahneden çekilmesi. Ve şimdi asıl soru şu: Kocaeli, kendi hafızasına ne kadar sahip çıkacak?



