TAYSAT Rekabetçilik Anketi: Otomotiv tedarik sanayinde baskı artıyor
TAYSAD 2025 Yıl Sonu Üye Toplantısı'nda açıklanan TAYSAD Rekabetçilik Anketi, otomotiv tedarik sanayinde maliyet artışlarının ana sanayiye yansıtılamadığını, kapasite kullanımının düştüğünü ve finansmana erişimin zorlaştığını ortaya koydu. Sektörde kârlılık baskısı derinleşirken, ana pazar Avrupa'daki daralma risk oluşturuyor.
TAYSAD 2025 Yıl Sonu Üye Toplantısı’nda açıklanan TAYSAD Rekabetçilik Anketi, otomotiv tedarik sanayinde maliyet, kapasite ve finansman baskısının arttığını gösterdi. TAYSAD Yönetim Kurulu Başkanı Yakup Birinci, küresel otomotiv sanayisinin geçirdiği yapısal dönüşümü ve bu dönüşümün Türk tedarik sanayisine etkilerini kapsamlı veriler eşliğinde değerlendirdi. Küresel dengelerin hızla değiştiğine dikkat çeken Birinci, “Bugün dünya sadece ticari bir yeniden yapılanma içinde değil; sosyoekonomik ve jeopolitik risklerin de ticareti doğrudan etkilediği bir dönemden geçiyoruz. Küreselleşmeden bölgeselleşmeye doğru net bir geçiş var ve bunu artık herkesin dikkate alması gerekiyor” dedi.
“2040’ta Çin’in payı büyüyor, Batı daralıyor”
Birinci, küresel üretim dengelerinin Asya lehine değiştiğini vurgulayarak, “2040’a baktığımızda Çin’in üretim pastasındaki payının daha da büyüdüğünü görüyoruz. Batı pazarında ise yaklaşık yüzde 3’lük bir daralma öngörülüyor. Küresel Güney ülkelerinde üretim artışı var ancak toplam pay yine yüzde 30’lar seviyesinde kalıyor” ifadelerini kullandı. Küresel otomotiv üretiminde 100 milyon adet eşiğinin yeniden gündeme geldiğini belirten Birinci, “2017’de 100 milyon adede ulaşılabileceği konuşulmuştu, ardından üretim 90 milyonlara geriledi. Yeni senaryolarda ise 2030–2035 döneminde bu eşiğin yeniden aşılması bekleniyor” diye konuştu.
“Elektrikli araçta maliyet farkı açılıyor”
Elektrikli araçlar ve yeni nesil teknolojilerde maliyet rekabetinin sertleştiğine dikkat çeken Birinci, “Bugün elektrikli güç aktarma organlarında Çinli üreticiler ile Avrupalılar arasında yaklaşık yüzde 23, batarya maliyetlerinde ise yüzde 21’lik bir fark bulunuyor. Bu fark tesadüf değil; teknolojiye hâkimiyet ve ölçek avantajı sonucu ortaya çıkıyor” dedi. Araç geliştirme hızındaki değişimin de altını çizen Birinci, “Avrupa’da 2–3 yıl süren araç geliştirme süreçleri Çin’de artık 18 aya kadar inmiş durumda. Hız, bu dönemin en belirleyici rekabet unsurlarından biri haline geldi” ifadelerini kullandı.
“Avrupa ana pazar ama zayıflıyor”
Avrupa pazarına ilişkin verileri de paylaşan Birinci, “Avrupa’da binek araç üretimi 2017’de 13,6 milyon adet seviyesindeydi. Bugün 9 milyonun altına geriledi ve 2040’da bu rakamın 8,9 milyon adede düşeceğini gösteriyor. İhracatımızın yüzde 70’ten fazlasını Avrupa’ya yapıyoruz. Ana pazarımızdaki bu zayıflama bizim için hem risk hem de çok yakından takip edilmesi gereken bir kırılma noktasıdır” ifadelerini kullandı.
“Küresel rekabette dengeyi üretim belirleyecek”
Yapay zekâ kullanımına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Birinci, “Şirketlerin önemli bir kısmı yapay zekâyı süreç otomasyonu ve çalışan iş yükünü azaltmak için kullanıyor. Ancak en büyük sorun yetkinlik eksikliği ve net bir iş değeri üreten kullanım senaryolarının henüz yeterince oluşturulamaması.Türkiye’nin bugün dünyada 10’unculuk durumu var ama bu son derece riskli bir pozisyon. 10–20 bin adetlik üretim farklarıyla birkaç sıra birden düşmek mümkün. Bu pozisyonu kalıcı hale getirmenin yolu üretimi 1,7–2 milyon adet bandına taşımaktan ve iç pazarı güçlendirmekten geçiyor. Eskiden büyük balık küçüğü yutardı, sonra hızlı balık yavaş balığı yuttu. Bugün ise adapte olan, adapte olamayanı yutuyor. Çok disiplinli, esnek ve sürekli dönüşebilen bir yapıyı kuramazsak bu oyunun dışında kalırız” ifadelerini kullandı.
Tedarik sanayinde maliyet ve kapasite baskısı derinleşiyor
TAYSAD Rekabetçilik Anketi, otomotiv tedarik sanayinde maliyet baskısının, kapasite sorunlarının ve finansmana erişimdeki zorlukların derinleştiğini ortaya koydu. 170 TAYSAD üyesinin katıldığı anket sonuçlarını değerlendiren EY-Parthenon Türkiye Şirket Ortağı Cem Çamlı, “İş gücü maliyetleri, döviz kuru-enflasyon dengesi ve finansmana erişim bugün otomotiv tedarik sanayinin en kritik sorun alanları olarak öne çıkıyor. Anket sonuçlarına baktığımızda katılımcıların yüzde 90’ından fazlasının maliyet artışlarını ana sanayiye ya hiç yansıtamadığını ya da en az altı ay gecikmeyle ve kısmi olarak yansıtabildiğini görüyoruz. Bu tablo, sektör üzerindeki fiyat ve kârlılık baskısının ne kadar güçlü olduğunu açık biçimde gösteriyor” dedi. Çamlı, firmaların yüzde 71’inin son 12 ayda istihdamda daralmaya gittiğini ve yüzde 70’in altında kapasiteyle çalışan firma oranının yüzde 47’ye yükseldiğini hatırlatarak, “Kapasite kullanımındaki gerileme ve istihdamdaki daralma, sektörün hem iç hem de küresel koşullardan ciddi biçimde etkilendiğini ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.
“2026 büyüme beklentilerinde temkinli bir duruş var”
Anketin, tüm bu zorluklara rağmen ihracat ve yatırım iştahının tamamen kaybolmadığını gösterdiğini vurgulayan Çamlı, “Tedarik sanayi ihracatının yılsonunda 15-16 milyar dolar bandını aşmasını bekliyoruz. 2026’ya ilişkin büyüme beklentilerinde temkinli bir duruş var ancak geçen yıla kıyasla daha pozitif bir tabloyla karşı karşıyayız. Firmaların yüzde 32’sinin kapasite yatırımı planlaması da Türk sanayicisinin geleceğe olan inancının sürdüğünü gösteriyor” ifadelerini kullandı. Yurt dışı yatırımda Romanya, Fas, ABD, Almanya ve Mısır’ın öne çıktığını belirten Çamlı, “Şirketler bir yandan mevcut pazarlardaki konumlarını korumaya çalışırken, diğer yandan yeni coğrafyalarda büyüme fırsatlarını da yakından takip ediyor” dedi.
Dönüşüm arayışı hızlandı
Sektörün dönüşüm arayışına hız verdiğine dikkat çeken Suçen Çamlı, “Ankete katılan firmaların yüzde 27’si yeni proje kazanımlarını otomotiv dışı sektörlerden elde ettiğini belirtiyor. Savunma ve medikal gibi alanlara yönelim artıyor. Bu da kapasite fazlasının yeni sektörlerle dengelenmeye çalışıldığını gösteriyor” diye konuştu. Tedarik zincirinde konkordato riskinin yükseldiğine işaret eden Çamlı, “Katılımcıların yüzde 43’ü tedarikçilerinde konkordato yaşandığını ifade ediyor. Önümüzdeki beş yılda verimlilik, maliyet yönetimi, dijitalleşme, yapay zeka ve sürdürülebilirlik yatırımları sektör yöneticilerinin ajandasında belirleyici olmaya devam edecek” değerlendirmesinde bulundu.
“Yapay zekâ dünya ticaretini hızlandırıyor”
Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) son raporuna değinen Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ,, “Dünya Ticaret Örgütü, küresel mal ticaretine ilişkin büyüme tahminini yukarı yönlü revize etti. Daha önce yüzde 0,9 olarak açıklanan artış beklentisi yüzde 2,5’e çıkarıldı. Bunun üç temel nedeni var. Birincisi, gümrük tarifeleri öncesi yapılan stoklama. İkincisi, küresel güney ticaretinin yüzde 8 gibi çok hızlı bir artış göstermesi. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi yapay zekâ” dedi.
Yapay zekâ yatırımlarının dünya ticaretini hızlandırdığını vurgulayan Güldağ, “Yapay zekâ harcamaları; bilgisayar, veri merkezi, telekomünikasyon ve donanım yatırımlarını ciddi biçimde artırdı. Bu eğilim, jeopolitik gelişmelerden bağımsız olarak dünya ticaretini yukarı çeken yeni bir dalga olarak öne çıkıyor. DTÖ raporunda özellikle Vietnam, Tayland ve Meksika yapay zekâ yatırımlarıyla öne çıkan ülkeler arasında sayılıyor. Türkiye henüz bu yapay zekâ merkez halkaları içinde anılmıyor. Ancak güçlü sanayi altyapısı sayesinde bu alanda sıçrama yapabilecek bir zemine sahip” ifadelerini kullandı.
“Çin rekabeti sanayiyi zorluyor”
Çin’in etkisinin artık her pazarda hissedildiğini söyleyen Güldağ, “İhraç etmeye çalıştığımız her pazarda Çin var. Sanayicilerimiz ciddi bir baskı altında. Kimileri üretimi durduruyor, kimileri ise Çinli firmalarla ortaklığa giderek ayakta kalmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
Avrupa’daki “Made in Europe” yaklaşımına da değinen Güldağ, “Hedef, Avrupa’da tüketilen ürünlerin yüzde 70’inin Avrupa içinde üretilmesi. Bu, kısa vadede bizim dahil olabileceğimiz bir yapı değil” dedi. Buna karşın yeşil dönüşüme katkı sağlayan ürünlerin Türkiye için önemli fırsatlar sunduğunu ifade eden Güldağ, “Isı pompaları, filtre sistemleri gibi ürünlerde ihracat artışı sürüyor. Avrupa bu ürünlerin ithalatını kesmiyor” diye konuştu.
“Kurda kontrollü artış, Euro Dolara göre daha güçlü”
Kur beklentilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Güldağ, “Dolar tarafında aylık dalgalanmalar olabilir ama üç ayda bir yaklaşık 2,5 liralık artış öngörülüyor. Euro ise parite etkisiyle dolara kıyasla daha iyi performans gösterebilir” diye konuştu. Bu durumun ihracatçıya sınırlı da olsa nefes aldırdığını ifade eden Güldağ, “Euro’nun yükselişi, siparişi olan ihracatçılar açısından kısmi bir rahatlama sağladı” değerlendirmesinde bulundu.